Zamanının Çetin Delikanlıları Şövalyeler ve Hayatları Hakkında Az Bilinen 10 Gerçek

Cesur, sadık ve onurlu. Orta Çağ dönemindeki ideal bir şövalyenin özellikleri böyle tanımlanabilirdi…. Yüzyıllar boyunca hem saygınlık kazandıran hem de herkesin gözünde ayrı bir yere sahip olan şövalyelik, 12. Yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıktı Orta Çağ edebiyatı ve folkloru sayesinde popüler hale getirildi. Buyurun, Orta Çağ şövalyeleri ve hayatları hakkında az bilinen 10 gerçeği beraber inceleyelim!

Kaynak: https://www.history.co.uk/articles/6-…

Bugün şövalye kelimesini duyduğunuzda muhtemelen aklınıza iki şey geliyordur. Kadınlara daima centilmence davranan, kapısını açan, şemsiyesini tutan, üşüdüğünde ceketini veren ve önemli görevlere sahip bir adam. Ya da parlak zırhlı, tehlikede olan genç bir kızı kurtarmak için ejderhalarla bile savaşan bir adam…

Bunların hepsi binlerce yıldır okuduğumuz, prensesi kurtaran centilmen, cesur ve sadık adam profilinden geliyor. Gelin görün ki, şövalyelik bu modern ve biraz da gerçek dışı kalan bu profilden oldukça farklı bir şeydi. Her şeyden önce tüm şövalyelerin her durumda ve her an belirli bir şekilde davranmasını sağlayan kurallar ve beklentiler içeren etik bir koddu! Şövalyelik neydi, nasıl bir şeydi diye merak edenler için şövalyeler ve yaşadıkları hayat hakkındaki 10 ilginç gerçeği araştırdık!

1. Şövalyelik gayri resmi bir koddu.

Tüm şövalyeler tarafından kesinlikle takip edilmesi gereken kurallar listesi diye herhangi bir şey yoktu. Zaman içerisinde gittikçe popülerleşen ve idealize edilen bir şey haline geldi ve onlardan ne beklendiği ve nelere uymaları gerektiği yazılıp çizilmemişti ama herkes tarafından bilinirdi.

2. Yine de 12. yüzyıldan 16. yüzyıla kadar çeşitli versiyonları bulunan Roland Destanı’ndan yola çıkarak beklentinin ne olduğuna dair bir fikir edinebiliyoruz.

Roland Destanı’nda bahsedilen şövalye yeminleri şu şekildeydi:

Tanrı’dan ve kilisesinden korkun.

Lorda yiğitlik ve inançla hizmet edin.

Zayıf ve savunmasız olanları koruyun.

Onurunuz için ve zafer kazanmak için yaşayın.

Kadınların onuruna saygı gösterin.

3. Ayrıca Fransız tarihçi Leon Gautier’e göre de şövalyeliğin on emri vardı.

  • Gautier, 1882 yılında yazdığı La Chevalerie adlı kitabında şövalyeliğin on emrini şöyle özetlemişti:

· Kilisenin öğretilerine inanın ve tüm talimatlarına uyun.

· Kiliseyi daima savunun.

· Zayıflara ve savunmasızlara saygı duyun ve onları koruyun.

· Düşmanlarınızdan asla korkmayın.

· Ülkenizi sevin.

· Kafirlerle savaşmaktan asla çekinmeyin ve onlara merhamet göstermeyin.

· Tanrı’nın kanunlarıyla çelişmediği sürece tüm feodal görevlerinizi yerine getirin.

· Asla yalan söylemeyin ve sözünüzden dönmeyin.

· Daima cömert olun.

· Kötülüğe ve haksızlığa her zaman baş kaldırın.

4. Sadece varlıklı ve tanınan ailelerin çocukları şövalye olabiliyordu.

Orta Çağ döneminde şövalyelerin çoğu en iyi savaşçılar olarak öne çıkıyordu. Şövalyeler, en iyi atlara, en iyi silahlara, sofistike zırhlara ve yüksek düzeyde eğitim seviyelerine sahip olurdu çünkü ülkenin en varlıklı ailelerinden geliyorlardı ve hepsi asilzadeydi.

5. Eğitimleri çok pahalı ve çok uzun sürüyordu.

Şövalyeler, zaten zengin ailelerin çocukları olduğu için gerçekten bir şövalye olduklarında kendilerini en iyi atlar, zırhlar ve silahlarla donatabiliyorlardı. Ama şövalye olmak öyle kolay bir şey değildi. Onlar için eğitim, 7 yaşındayken yani daha küçücük birer çocukken başlıyordu ve gerçekten hazır olmaları tam 14 yıllarını alıyordu.

6. Sonunda bir tarafın mutlaka öldüğü, herkesin izlediği turnuvalara katılmaları mecburdu.

Rekabet, şövalyelere daha eğitimlerinin ilk gününden itibaren işlenirdi ve katılmak zorunda oldukları kanlı turnuvalar da rekabet ortamını sağlayan en önemli şeydi. Şövalye turnuvaları soylu kültürün bir parçasıydı ve herkesin izlemeye can attığı, seyircili bir aktiviteydi.

7. Öldürmek için herhangi bir engelleri hiçbir koşulda yoktu.

Şövalyelere öldürme yetkisi veren bir koruma protokolü vardı. Bu protokoller sayesinde, şövalyeler herhangi bir savaş sırasında veya harici başka bir durumda birini öldürdüğünde ortaya çıkabilecek yasal işlemlerin hepsinden muaf tutuluyordu.

8. O dönemlerde sebzelerin insanları zehirlediğine inanılıyordu ve et ağırlıklı besleniyordu. Ve elbette, en kaliteli ve güzel etlerle ziyafet çekenler şövalyelerdi…

“Yeşil salatalardan ve çiğ meyvelerden sakının çünkü sizi ciddi şekilde hasta edebilir” cümlesi Orta Çağ’da yaşasaydınız sık sık duyacağınız bir cümle olurdu. Tahminlerimize göre o dönemlerde biri veya birkaç kişi gerçekten zehirli bir ot veya mantar yediği için böyle bir düşünce çıktı ortaya… Üstelik o zaman et, epey pahalı bir şeydi ve buna rağmen sebze meyve yerine domuz eti tüketiliyordu. Ama tabii ki şövalyelik yüksek bir sosyal statü kazandırdığı için, şövalyeler her gün sığır, koyun veya kuzu etini peynirle beraber tüketebiliyordu.

9. Bizim sağlıklı gördüğümüz kesintisiz, en az 6 saat uyku süresi onlar için bir lükstü.

Tüm o şan, şöhret, yüksek statü, güzel yemekler ve türlü türlü muafiyetlere rağmen şövalyeler geceleri “Şöyle mis gibi yayılıp uyuyayım!” diyemiyorlardı. Vardiyalı olarak uyuyabildikleri bir sistem vardı. Sürekli olarak nöbet tutulması ve etrafın kolaçan edilmesi gerekiyordu.

10. Ortalama yaşam süreleri 30 kısa yıldı.

Orta Çağ’da insan vücudu ve hastalıklar hala anlaşılmaya çalışılan bir şey olduğundan, insanlar hastalıklara karşı çok daha savunmasız, hastalandıklarında ise çok çaresizdi. Dolayısıyla, şövalyelerin ortalama yaşam süresinin 30 yıl olması normal karşılanabilir. Yine de hayat tarzları, yani çok az ve düzensiz uyudukları, hiç meyve sebze tüketmedikleri ve gereğinden çok daha fazla et tükettikleri düşünüldüğünde kendilerine çok da iyi baktıkları söylenemez!

11. K2:

12. K3:

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir