75 yıldır cevabı bulunamayan soru: Ünlü gangster Bugsy’i kim öldürdü?

İşler daha ilk günden kötü gitmeye başlamıştı. Bütçe kısa süre içinde fazlasıyla aşılmıştı, hatta yatırım kasasındaki bir miktar paranın da esrarengiz bir biçimde ortadan kaybolduğu söyleniyordu.

Açılışın olduğu gün, Noel’den bir gün sonraydı ve hava çok yağmurluydu. Clark Gable, Judy Garland, Joan Crawford gibi ünlülerin desteğine rağmen büyük kumarbazlar kapıdan dahi geçmemişti. Nasıl olmuşsa olmuş o çok bilinen “Kasa her zaman kazanır” sözü bile boş çıkmıştı.

Bütün bunların sonucunda Flamingo kumarhanesi, ilk iki haftasında bazı çok şanslı kumarbazlara 300 bin dolar kaybetti ve bir düzenlemeye gitmek adına geçici süreliğine kapatıldı.

Üç ay sonra yeniden açılış yapıldı. Bu kez 105 odalı otel kısmı da tamamlanmıştı ve Flamingo nihayet para kazanmaya başlamıştı. Bugün Las Vegas denince akla gelen ışıltı, üst düzey eğlence ve lüksü barındıran ilk Vegas otellerinden biriydi üstelik. İlk günlerin karanlığı geride kalmıştı. En azından “Bugsy” lakaplı Benjamin Siegel öyle düşünüyordu.

Gazetelerin kullanmayı çok sevdiği ifadeyle “bir zamanların halk düşmanı” olan Siegel, çok büyük bir başarıya imza atmıştı. Parçası olduğu organize suç ağı sayesinde ABD’de herkesin tanıdığı zengin bir adamdı artık o.

Adı çoğu zaman ABD mafyasının en tanınmış isimleri olan Charles Luciano, Meyer Lansky ve Al Capone gibi “babalarla” birlikte anılıyordu. Soğukkanlı bir katil, kumarbaz, uyuşturucu baronu ve muhabbet tellalıydı. Bu kabarık özgeçmişe son olarak “otelci” ve “kumarhane patronu” sıfatlarını da eklemişti.

PARA İÇİN Mİ ÖLDÜRÜLDÜ, BAŞKA BİR SEBEP YÜZÜNDEN Mİ?

Siegel yeraltı dünyasındaki yatırımcılara borçlarını ödemiş olsa da Flamingo’nun ilk iki haftasında yaşanan kayıpların ve kötü idarenin günahları affedilmiş değildi. Bununla birlikte Siegel zamanında fazla kindar birilerinin canını yakmış da olabilirdi. Ya da belki de en büyük günahı en eski arkadaşını ortadan kaldırmak için planlar yapıp hem o arkadaşını hem de arkadaşının eşiyle ilişki yaşayan adamı kızdırmaktı.

Bu ihtimallerin hangisinin geçerli olduğunu bugün hâlâ bilemiyoruz. Zira aradan geçen bunca zamana karşın 20 Haziran 1947 gecesi yaşananların üzerindeki esrar perdesi halen kaldırılamadı.

Bildiklerimiz ise şundan ibaret: Siegel, Flamingo’nun ikinci kez açılmasından üç ay sonra, kız arkadaşının Beverly Hills’deki evinde oturmuş gazete okurken dışarıdan açılan ateş sonucu hayatını kaybetti.

Amerika’nın en tanınmış gangsterlerinden biri olan Bugsy’nin ölümüyle ilgili dosya bugün halen kapanmış değil. 

Bugsy Siegel, Amerikan rüyasının vücuda gelmiş hali olan insanlardandı ama “Amerikan rüyası” kavramını yaratanların aklındaki modele pek uyduğu da söylenemezdi.

Brooklyn’in fakir mahallelerinden birinde büyümüş ve yaşam koşullarını iyileştirmek için mahallesine faaliyet gösteren organize suç örgütüne katılmaya karar vermişti.

Yavaş yavaş yükseldi ve zaman içinde kendi çetesini kurdu. Hatta “Murder Incorporated” grubuna katıldı.

Türkçeye “Cinayet A.Ş.” diye çevirebileceğimiz “Murder Incorporated” ya da “Murder Inc.” 1929-1941 yılları arasında faaliyet gösteren bir organize suç grubuydu. Özellikle New York çevresindeki organize suç örgütlerinin yaptırım gücü olarak görev yapan grubun öldürdüğü kişilerin sayısına ilişkin tahminler 400 ile 1000 arasında değişiyor.

New York suç dünyasında yıldızı o kadar yükseldi ki acımasızlığıyla ün kazandı. Ben Siegel’ın “Bugsy” (böceksi) olarak anılmaya başlaması da o günlere denk geldi. O kadar dengesiz ve şiddet eğilimliydi ki insanlar “bir tahta kurusu gibi deli” olduğunu söylüyordu. Tabii bu benzetme Siegel’ı pek mutlu etmiyordu.

Hatta yıllar evvel bir keresinde, “Beni arkadaşlarım ‘Ben’ diye, yabancılar ‘Bay Siegel’ diye, hoşlanmadığım adamlar ise ‘Bugsy’ diye çağırır ama bunu yüzüme karşı söyleyemezler” demişti.

“BİR NUMARALI HALK DÜŞMANI”

Ancak Siegel’ın artan ünü zamanla sırtında taşıdığı bir hedef tahtasına dönüştü. Savcı Thomas Dewey’nin kendisini “New York’un bir numaralı halk düşmanı” ilan etmesinin ardından Siegel, 1936 yılında faaliyetlerini ülkenin Batı Yakası’na taşımaya karar verdi.

Bu karar Siegel’a daha da çok yaradı. Batı Yakası’nda becerilerini artırdı, bağlantılar ağını Hollywood’un efsanelerini de kapsayacak şekilde genişletti ve sabıka kaydını kabarttı. (12 kişiyi öldürmekle övünüyordu örneğin…)

Siegel’ın hayatının geneli spekülasyonlarla dolu. 1930’ların başlarında New York mafyasının efsane ismi Joe Masseria’yı öldürdü mü öldürmedi mi? (Kanıtlar öldürmediğine işaret etse de bu konuda anlatılan hikayelerde hep Siegel’ın adı öne çıkıyor.) Ortadan kaybolan üç hasmının cansız bedenleri Flamingo’nun gül bahçesinde gömülü müydü değil miydi? (Buna kesin bir yanıt vermek imkânsız ama bu iddianın fazlasıyla kanlı ve ilgi çekici olduğu ortada.)

Ancak Siegel’ın hayatına ilişkin aynı derecede renkli ve doğruluğu kesinleşmiş başka detaylar da var. Örneğin Batı Yakası’nda yaşadığı önemde Beverly Hills’de bir evde oturmasına yetecek kadar büyük bir servet sahibi olduğu gerçek. Dönemin önde gelen ünlülerinden Frank Sinatra ve Cary Grant gibi isimlerle arkadaşlık etmeye başladığı da biliniyor. 1930’ların sonlarında aktris Virginia Hill’le sevgili olmasının Siegel’ın Hollywood’la olan bağlarını daha da güçlendirdiği de doğru.

Flamingo Otel’in ismi Siegel’ın kız arkadaşı Virginia Hill’den geliyordu. Uzun ve ince bacaklarıyla tanınan Hill’e Siegel Flamingo lakabını takmıştı.

Flamingo Otel’in ismi Siegel’ın kız arkadaşı Virginia Hill’den geliyordu. Uzun ve ince bacaklarıyla tanınan Hill’e Siegel Flamingo lakabını takmıştı.

DEFİNE DE ARADI MUSSOLİNİ’YE SİLAH SATMAYA DA ÇALIŞTI

Nitekim Siegel’ın hayatındaki en ilginç iki olayda da bu yeni edindiği arkadaşlarının yeri var. Bunlardan ilki 1938 yılında altın aramak için bir kruvaziyer gemisiyle Kosta Rika açıklarında yaptığı gezi. Siegel’ın bir define haritası bulması üzerine organize edilen ve tüm masraflarını bir kontesin karşıladığı bu geziye, televizyon dünyasının birçok ünlü ismi katıldı. Gidiş yolunda içkinin su gibi aktığı eğlencenin doruğa çıktığı gezinin dönüşü ise o kadar keyifli olmadı. Hatta grup bir noktada gemiyi terk etti.

Bir yıl sonra Siegel, aynı kontesle bir kez daha iş birliği yaptı. Bu kez hedef İtalya lideri Mussolini’ye yeni bir tür patlayıcı madde satmaktı. Ancak yaptıkları bir sunumda “atomit” adı verilen bu maddenin infilak gücünün iddia edildiği kadar büyük olmadığı ortaya çıkınca, ikilinin girişimleri de suya düştü.

Siegel, dünyayı dolaşıp dolaplar çevirirken pek gizlenme ihtiyacı hissetmiyordu. Kolluk güçleri ne işler kaçırdığının farkındaydı ama ne yapsalar bu adamı yakalamayı başaramıyorlardı. Defalarca gözaltına alındı ama kanıtlanabilen tek suçlamalar kumarla ilgili iki kabahatti. Onlardan da para cezası ödeyip sıyrılmıştı Siegel.

SON GÜNLERİNDE FBI PEŞİNDEYDİ

Siegel’ın ölümünden bir yıl önce J. Edgar Hoover yönetimindeki FBI, bu gangsteri yakalama çabalarını artırdı. Hoover, 18 Temmuz 1946’da kaleme aldığı bir iç yazışmada, ülke genelinde Siegel’ı izleme operasyonu başlatmak için onay istiyordu.

Hoover, şu an Siegel’ın FBI dosyasında bulunan notunda şu ifadeleri kullanmıştı:

“Şu an Siegel’ın dört bir yana yayılmış çıkarları nedeniyle sürekli seyahat ettiğini, bu nedenle de faaliyetlerini izleyip hamlelerini ön görmenin zaman zaman fazlasıyla zorlaştığını belirtmek isterim. Dolayısıyla verilecek yetkinin Siegel’ın ülke çapındaki seyahatleri sırasında kullanabileceği tüm otelleri, konutları ve iş yerlerini kapsayacak genişlikte olması tavsiyedir. Eğer [Siegel’ın] haraç bağlantılarını ortaya çıkaracaksak, böyle geniş bir yetkinin gerekli olduğunu kuvvetle hissediyorum.”

Ne var ki Hoover, Siegel’ı adaletin huzuruna çıkarma şansını yakalayamadı. Ünlü suç baronu tam da meşru işler yapmaya yaklaşmış gibi göründüğü dönemde dünyaya veda etti.

HEDEF: 1,2 MİLYON DOLAR — HARCANAN: 6 MİLYON DOLAR

Siegel, 1945 yılında Las Vegas’ta sorunlar yaşamakta olan bir otel projesinden haberdar oldu ve bu otelin potansiyeli karşısında çok heyecanlandı. Suç dünyasındaki zengin dost ve meslektaşlarını yatırım yapmaya ikna edip Flamingo’nun başına geçti.

Ne var ki yıllarda Vegas bugünkü gibi bir turist destinasyonu değildi. Çölün ortasında havaalanı bile olmayan sıradan bir şehirdi. Los Angeles’tan en iyi ihtimalle 5 saatlik bir yolculukla şehre varılıyordu. O nedenle yatırımcılar “Paramızı çöle mi gömüyoruz?” endişesini en baştan yaşıyordu.

Meyer Lansky

Otel ve kumarhanenin toplam maliyetinin 1,2 milyon dolar olması planlanıyordu. İnşaat bittiğinde bu meblağ 6 milyon dolara ulaşmıştı. Harcamaların bu kadar büyük olması ve projenin bu kötü yönetilmesi hiç şüphesiz yatırımcıları kızdırdı. Ama rahatsızlığın asıl kaynağı, paranın bir kısmının kasten yanlış yerlere yatırıldığına ilişkin dedikodulardı.

Bugün bazı kaynaklar Siegel’ın inşaat için ayrılan parayı hortumladığını yazıyor, bazı kaynaklar ise kasayı asıl boşaltanın mafyayla ilişkileri çok eskiye dayanan Virginia Hill olduğunu öne sürüyor. Tabii aslında böyle bir hırsızlığın hiç yaşanmadığını savunanlar da var. Ancak projenin başında tanınmış bir suçlunun olması ve bütçenin 4 milyon dolar civarında açık vermesi şüpheleri kaçınılmaz kılıyor.

Bu konuda en önemli eserlerden biri olan “Meyer Lansky: The Thinking Man’s Gangster” (Meyer Lansky: Düşünen Adamın Gangsteri) isimli kitapta Robert Lacey, Bugsy’nin hikayesini şu sözlerle özetliyor: “Lüks resort-kumarhane kavramını Ben Siegel icat etmedi. Las Vegas Strip’in kurucusu da o değil. Araziyi o satın almadı, ileride Flamingo olacak projeyi ilk o tasarlamadı. Ama onun ölümü, bütün bunları meşhur etti.” Bu arada bu kitabın yazarın 1991’de yayımlanan “Little Man: The Gangster Life of Meyer Lansky” (Küçük Adam: Meyer Lansky’nin Gangster Yaşamı) isimli kitabın güncellenmiş versiyonu olduğunu da hatırlatalım.

GAZETE OKURKEN KURŞUNLARIN HEDEFİ OLDU

Virginia Hill’in evi Sunset Bulvarı’nın güneyinde Linden Drive üzerindeydi. 20 Haziran gecesi saat 22.45 sularında Siegel sevgilisinin çiçekli kanepesinde oturmuş Los Angeles Times gazetesini okurken, kimliği belirlenemeyen bir kişi tarafından odanın penceresinin diğer tarafından ateş açıldı.

Saldırganın silahı orduda da kullanılan modellerdendi: 0.30 kalibrelik bir M1 karabina tüfek. Camı delip geçen kurşunlar, Siegel’ın başına ve gövdesine isabet etti. Kurşunlardan biri sağ yanağından girip sol yanağından çıktı. Bir diğeri ise burun kemiğini delip sol gözünü yuvasından çıkardı. Siegel o sırada 41 yaşındaydı.

Siegel’ın Hills’in evinde vücuduna isabet eden 9 kurşunla can vermesinin ardından, polis birçok teoriyi değerlendirmeye aldı. Yeraltı dünyasında bir anda bu cinayete neden olan anlaşmalar ya da vur emrini veren öfkeli kişilere dair spekülasyonlar, söylentiler ve fısıltılarla doldu. Hill’in olay sırasında Fransa’da olması da kafaları karıştırıyordu. Genç kadın, birilerinin Siegel’ı öldürme planı yaptığını önceden haber almış olabilir miydi?

KÜBA’DAKİ GİZLİ TOPLANTIDA NE KONUŞULDU?

Doğrusunu söylemek gerekirse kimse doğru düzgün bir şey bilmiyordu (ve hâlâ da bilmiyor). Kesin olan az sayıdaki şeyden biri Meyer Lansky ve adamlarının Siegel’la yaptıkları son iş anlaşmasından ötürü memnun olmadığıydı.

O memnuniyetsizliğin Küba’da yapılan gizli bir toplantıda masaya yatırıldığı ve Siegel’ı öldürme kararı alındığı o günlerde ortaya atılan iddialar arasındaydı. Bu teori en olası seçenek gibi görünüyordu. Lansky’nin adamlarının Siegel öldükten sonra dakikalar içinde Flamingo’nun kontrolünü ele geçirmesi de bu ihtimali kuvvetlendiriyordu. Ancak hiçbir şey kanıtlanamadı.

Lucky diye de anılan Charles Luciano, anı kitabında Lansky’i kast ederek, “Meyer’in hiç şüphesi yoktu: Bugsy inşaat bütçesinin bir kısmını aşırmıştı. En az bunun kadar emin olduğu bir diğer şey ise Siegel’ın kaçmaya hazırlandığı ve çatının kendi üzerine çökeceğiydi” ifadelerini kullanıyordu. Ancak “Amerikan mafyasının Sicilyalı mimarı” olarak tanınan Luciano, Küba’da yapılan toplantıda eğer Flamingo başarıya ulaşırsa Siegel’ın yaptığı yanlışları telafi etmesine izin verileceğini de yazıyordu. Nitekim Mayıs 1947’de başarı çok yakın görünüyordu zira flamingo 250 bin dolar kâr yazmıştı.

Öne çıkan bir diğer ihtimal, saldırının Siegel’ın dövdürttüğü kimliği açıklanmayan bir kişinin intikamı olduğu yönündeydi. Üçüncü ihtimal ise Siegel’ı öldürtenin Hill’in erkek kardeşlerinden biri olduğuna işaret ediyordu. Hill ve Siegel arasındaki ilişkide kopan fırtınalar cümle alemin dilinde olduğundan bu da kulağa çok olası geliyordu.

SIEGEL’IN ÇOK YAKININDAN BİR İTİRAF GELDİ

Olayı aydınlatma yönündeki en büyük adımlardan biri Ekim 2014’te atıldı. Los Angeles Magazine’de yayımlanan Amy Wallace imzalı dosya, Siegel’ın başına ne geldiğine dair önemli ipuçları içeriyordu.

Uzun zaman boyunca Siegel’ın iş ortağı ve yakın arkadaşı olan Moe Sedway’in oğlu Robbie, ölmeden kısa bir süre önce dergiye önemli bir aile sırrını açıklamıştı. Sedway’in dediğine göre, annesi Bee, Robbie’ye Siegel’ın öldürülmesinin arkasında babasının olduğunu söylemişti.

Habere göre, Siegel’ın öldürüldüğü dönemde Sedway, Lansky adına Flamingo’nun mali işlerini yönetiyordu. Siegel ise bu durumdan hiç memnun değildi. Her kuruşun hesabını Sedway aracılığıyla Lansky’e vermek zorunda kalıyor “sürekli izlenmekten ve çocuk muamelesi görmekten” şikâyet ediyordu.

Bee’nin dediğine göre, Siegel, Mart 1947’de Sedway dışındaki tüm adamlarının katılımıyla gerçekleşen bir toplantıda tahammülünü iyice kaybetmiş ve “Moe’nun gitmesini istiyorum. Çok basit. Moe’yu vurduracağım, vücudunu parçalara ayıracağım ve Flamingo Otel’in mutfağındaki çöp öğütücüsüne atacağım” şeklinde korkunç tehditler savurmuştu.

Aktör George Raft, 1944’te bir davada Siegel lehine tanıklık etmişti

SEDWAY ÖNCE DAVRANDI

Bu sözleri toplantıdaki birinden duyan Sedway hemen eşine haber vermişti. Bee apar topar Vegas’a eşinin yanına gitmiş ve o dönem sevgilisi olan Matthew “Moose” Pandza’dan Sedway’i koruması için yardım istemiş, iki adam kısa süre içinde etle tırnak gibi ayrılmaz olmuştu.

Sedway bir noktada “en iyi savunma saldırıdır” taktiğine başvurmaya karar vermişti ve Siegel’ın bu tehditleri savurmasından üç ay sonra o da bir toplantı düzenlemişti. Bu kez tek davet edilmeyen kişi Siegel’dı. Sürekli korku içinde yaşamaktan bıktığını belirten Sedway toplantıda, “Moose, ondan kurtulmamız lazım. Başka bir çözüm var mı ki?” diye konuşmuştu.

Daha sonra Lansky’nin de görüşü ve Siegel’ı öldürmek için oluru alınmıştı. Tek bir şartı vardı Lansky’nin: “Aileden” kimse olaya bulaşmayacaktı. Bunun üzerine Pandza, tetiği çekmekte gönüllü oldu. Kendisinin herhangi bir sabıkası yoktu. Uzaktan bakana kendi halinde bir vinç operatörü gibi görünüyordu. Dolayısıyla kimse ondan şüphelenmezdi. Üstelik silah kullanmayı da biliyordu. “Ateş edebilirim. Çocukken babamla hep ava giderdik” demişti Sedway’e…

Sonrası malum: Günler süren atış talimleri ve 20 Haziran günü Siegel’ın sonunu getiren o silahlı saldırı yaşandı. Bee Sedway’in dediğine göre Pandza Siegel’ı öldürdükten hemen sonra silahı parçalara ayırıp farklı yerlere attığından ortada bir kanıt da kalmamıştı.

Los Angeles Magazine’in haberinde Bee Sedway’in 1990’da verdiği bir röportajda sarf ettiği sözler de yer alıyordu. O sırada 75 yaşında olan Bee Sedway, “Kimse Ben’i para için öldürmedi” demiş ve yaşlı gözlerle, “Onu hala çok seviyorum – bir sevgili olarak değil ama Ben’i özlüyorum” diye konuşmuştu. Siegel’la birlikte yaptıkları eğlenceli şeyleri de anlatan Bee Sedway, “Asla. Ben asla para için öldürülmüş olamaz” demiş yazmakta olduğu kitabında tüm gerçekleri anlatacağını söylemişti. (Bee Sedway kitabını yayımlatamadan hayatının kaybetti, bunun üzerine oğlu Robbie projenin fişini çekti.)

“BİZ SADECE BİRBİRİMİZİ ÖLDÜRÜRÜZ”

Siegel’ın ölümünün ardından Flamingo’nun yönetiminin doğrudan Sedway’e geçmiş olduğu da düşünüldüğünde, bu teori kulağa oldukça ikna edici geliyor ancak dosyayı kapatmak için gerekli kesin kanıtlar açısından biraz zayıf kalıyor. Diğer yandan katil ister yakın dostu olsun ister mafyadaki ortakları, Siegel’ın bunu şaşırtıcı bulmayacağı da söyleniyor.

Flamingo’nun inşaatı sırasında yaşanan bir olayla ilgili anlatılan bir anekdot da bunu çok net yansıtıyor.

Söylenene göre, inşaatta çalışan şirketlerden birinin yöneticisi etrafta sık sık karanlık adamlar görmekten endişeliydi. Bunu patronuna söylediğinde Siegel, adamı rahatlatmak ve güvende olduğuna ikna etmek için tek bir cümle söylemişti: “Merak etme, biz sadece birbirimizi öldürürüz…”

Siegel ve Flamingo Otel’in hikayesi, 1991 yılında beyazperdeye taşındı. Barry Levinson’ın yönettiği “Bugsy” isimli film “We Only Kill Each Other: The Life and Bad Times of Bugsy Siegel” (Biz Sadece Birbirimizi Öldürürüz: Bugsy Siegel’ın Hayatı ve Kötü Zamanları) isimli kitaptan uyarlanmıştı. Filmde Warren Beatty, Siegel’ı, Annette Bening ise sevgilisi Virginia Hill’i canlandırıyordu. Meyer Lansky rolünde Ben Kingsley, Moe Sedway rolünde ise Joseph Roman yer alıyordu. Bee Sedway’in çekim sürecinde danışmanlık yaptığı Bugsy, En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Erkek ve Yardımcı Erkek gibi 10 dalda Oscar’a aday olmuş ve 2 dalda altın heykelciğe kavuşmuştu.

Annette Benning ve Warren Beatty

Sözün kısası Bugsy’nin başına ne geldiği aradan geçen 75 yıla karşın halen aydınlatılabilmiş değil. Ancak bu ünlü gangsterin sonu gelmez hırslarının bir şekilde kurbanı olduğunu söylemek mümkün.

Tüm dünyanın halen merak ettiği gerçeklerin ortaya çıkması için ise o dönemin tanıklarının ifadelerine ihtiyaç var.